Toplu Sms

kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Solaryum'a sınırlama geliyor

Sağlık Bakanlığınca, solaryum kulllanımına yönelik 18 yaş altındakilere ebeveyn izni, 18 yaş üstündekilere de onam formunun imzalanması şartını içeren yönetmelik taslağı, İçişleri Bakanlığına sunuldu.


Sağlık Bakanlığı, solaryum kullanımına sınırlama getiriyor. Solaryuma girecekler, UV ışınlarının zararlarının bilimsel verilerle doğrulandığını anlatan onam formunu imzalamadan uygulamayı yaptıramayacak. 

18 yaş altına yasak 

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İrfan Şencan, bilimsel verilerin 18 yaş altı solaryum kullanımının ilerleyen yıllarda cilt kanseri geliştirme riskini artırdığını ortaya koyduğunu ifade ederek, Belçika, Avusturya, Almanya, İspanya, Kanada gibi birçok ülkede 18 yaş altındaki kişilerin solaryum kullanımının yasaklandığını söyledi.

Solaryum kullanımına ilişkin yönetmelik taslağı hazırlandığını anlatan Şencan, İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Taslağı'nın tamamlanarak, İçişleri Bakanlığına sunulduğunu belirtti. Şencan, yönetmeliğin kısa sürede Resmi Gazete'de yayımlanmasını öngördüklerini bildirdi.

Akcan, yönetmelik değişikliğiyle uygulama öncesinde kişilere solaryumun zararları hakkında bilgilendirme yapılan onam formunun okunarak, anlaşıldığına ve uygulamadan yararlanmak istenildiğine dair imza atılmasının zorunlu hale getirileceğini aktardı. Şencan, 18 yaşından küçüklerin ise ebeveynlerinin izninin ve imzasının ardından uygulama yaptırabileceklerini söyledi. 

Onam formunda, UV ışınlarının zararlarının bilimsel verilerle doğrulandığının vurgulandığını belirten Şencan, formda yer alacak bilgiler hakkında şunları kaydetti: 

"Tip1 yani hassas cildi olanların, 18 yaşından küçüklerin, çilli veya çillenmeye meyilli cildi olanların, çocukluk çağında sık güneş yağını öyküsü bulunanların, kanser öncüsü ya da kanserli cilt lezyonları ile güneşe bağlı ciltlerinde leke veya iz olanların, kozmetik ürün kullananların, ilaç alanların çok sayıda beni bulunanların, çocukluk çağında sık güneş yanığı öyküsü olanların solaryum cihazı kullanmaları önerilmemektedir.

Ayrıca, genital bölge kesinlikle UV ışınına maruz kalmamalıdır. Vücudunda ondan fazla ben bulunan kişiler, yapay bronzlaşma cihazlarına girmemelidir. Daha az sayıda beni bulunanlar, girmeden benlerini güneş kremi ve UV geçirmeyen fiziksel örtüler ile korumalıdır."

Bilim insanlarından yönetmelik değişikliğine tam destek 
Türk Dermatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ertan Yılmaz, bu konuda çıkarılacak yönetmeliğe tam destek verdiklerini belirtti. Türkiye'de solaryumun yasaklanmasının ya da sınırlama getirilmesinin toplum sağlığı için çok önemli bir adım olduğunu dile getiren Yılmaz, dermatoloji uzmanları olarak her türlü desteği verebileceklerini bildirdi.

Ultraviyole (UV) ışınlarının iç ortamlarda solaryum, suni UV lambaları şeklinde yıllardır kullanıldığını ifade eden Yılmaz, "Solaryum UVA dozu, yaz aylarında Akdeniz sahillerindeki gün ortasındaki UVA dozundan 5-15 kat daha fazladır" değerlendirmesinde bulundu.

Ertan Yılmaz, şunları kaydetti: 
"UV ışını ile temas sonrası hemen gelişen kızarıklık dışında ışınların deride birikerek yaptığı hasarlar da büyük önem taşımaktadır. Bunların arasında, deride kuruluk, renk değişiklikleri, açık ve koyu renk lekeler, yaşlılık lekeleri, kılcal damar artışı, yağ bezlerinde büyüme, delikler, siyah noktalar, elastik ve bağ dokusundaki hasara bağlı erken yaşlanma, derin çizgiler, derinin sarkması gibi UV ışınlarına maruz kalmayanlara oranla çok daha fazla görülen etkiler sayılabilir.

Erken yaşta, özellikle de 18 yaş öncesinde UV radyasyona maruz kalmak yanında sigara ve alkol kullanımı, kötü beslenme, uyku düzensizlikleri ve bazı mesleklerde erken deri yaşlanmasına neden olabilmektedir. Bunlar hayati tehlike taşımamaktadır. Ancak açık ten ve göz rengi olan, sarı ve kızıl saçlı ya da ince derili kişilerin, ailede deri kanseri hikayesi olanların ve derilerinde koyu siyah renkte benleri olanların UV radyasyonuna maruz kalmaları sonucu genlerde bazı bozukluklar oluşarak deride kanserler gelişebilmektedir."

Cilt kanserlerinin, iç organlara yayılarak hayati riske yol açabildiğine işaret eden Yılmaz, Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) gerçekleştirdiği çalışmada, dünyadaki 200 bin kötü huylu cilt kanseri hastasının 65 binin yaşamını yitirdiğinin ortaya konduğunu bildirdi.(kaynak:sabah)

Kanserden Korunmanın Yolları



Kanser nedir, nasıl oluşur, günlük yaşamdaki hangi yanlışlar kansere ortam hazırlar, kemoterapi iyileştirir mi, kanserden korunmak mümkün mü? Prof. Dr. Ahmet Aydın’a sorduk ve sizler için A’dan Z’ye Kanser Dosyası hazırladık…

Kanser Nasıl Oluşur?
Çocukluk çağı dışında yaşlanan hücrelerle yeni yapılanlar hemen hemen birbirine eşittir. Yani mekanizma açısından bakarsak kanser, aşırı hücre üremesinin dizginlenememesine, yani yıkımdan çok yapım olmasına verilen addır. Beslenme, hava kirliliği, radyasyon, sigara, çevre kirliliği, gıda katkı maddeleri ve çeşitli toksinlerin yaptığı hasar gen fonksiyonlarını bozduğu (mütasyon)için hücreler aşırı şekilde ürer. Hücrelerin aşırı şekilde üremesini dizginleyen genler ise aktiviteleri azaldığı ya da bu aşırılıklarla baş edemediği için kanser oluşur. Yiyeceklerimiz ya da diğer çevresel faktörlerde bulunan kanser ajanları DNA’larımıza bağlanarak hasara uğratır. Hasar kritik düzeye ulaşınca da normal hücreler kanserli hücreler haline dönüşür. Sağlıklı bir insan vücudunda bulunan DNA onarım enzimleri ve diğer gen koruyucu mekanizmaları 24 saat içinde hasarın yüzde 90’ını temizler. Her insan hücresinde günde yaklaşık 10 bin mütasyon olur. Eğer DNA onarım enzimleri yoksa ya da yetersiz çalışıyorlarsa bu mütasyonlar hızla kansere yol açar. Hücrelerin DNA onarım kapasiteleri sınırlıdır; sonsuz değildir. Bu nedenle gen koruyucu mekanizmalar son derece önemlidir. Genlerin korunmasındaki en önemli faktör ise onları besleyen besin maddeleri ve vitaminlerdir.Kanserden korunmak için nelere dikkat edelim?
Günlük hayatımızda bazı tedbirler alırsak kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir:
• Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
• Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
• Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin.
• Bol taze sebze ve meyve yiyin
• Yeterli omega-3 alın. Ayçiçeği, mısır, kanola, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, kaymak, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
• Kefir, ekşiyebilen yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden zengin gıdalarla beslenin. Bu gıdaların fabrikasyon değil, doğal yöntemlerle üretilmiş olmasına özen gösterin.
• Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
• Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse mandıra sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
• Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.
• Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz).
• Stresten uzak durun.
• İyi uyuyun.
• Çevresel toksin ve sigaradan uzak durun.
• D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
• Yeteri derecede egzersiz yapın.
• Aşırı alkol kullanmayın.
• İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
• Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
• Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler.
• Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir. Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın. Yemeklerinizi ve içeceklerinizi plastik kaplarda muhafaza etmeyin.
• Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.Kanser tedavisinde C vitamininin yararı var mıdır?
Bilindiği gibi her kronik hastada C vitamini düzeyleri düşüktür. Fakat kanserli hastalarda bu oran çok daha düşüktür. Çünkü kanser hücreleri C vitaminini tıpkı bir vantuz gibi içlerine çeker ve vücudun zaten az olan C vitamini depolarını iyice tüketir. Peki kanser hücreleri C vitaminini severler mi? Aslında hayır. Ama onu glükoz zannederler. Çünkü C vitamininin molekül yapısı glükoza çok benzer. Bu nedenle kanser hücreleri C vitaminini glükoz zannederek içlerine çeker. Yani eğer kanda çok yüksek miktarda askorbik asit varsa kanserli dokuya geçen C vitamini miktarı da artar.
Son yıllarda birçok hastalığın destek tedavisinde kullanılan Kırmızı Reishi Mantarı’nın kanserdeki tedavi edici ve koruyucu özellikleri nelerdir?
Kırmızı Reishi Mantarı (G. Lucidum) çeşitli hastalıkların tedavisinde en çok kullanılan mantardır ve hastalıkların tedavisinde rol oyanayan birçok mekanizması vardır. Bu özellikleri büyük ölçüde polisakkaritlerden çok zengin olmasına bağlıdır. Mantarın yaklaşık %40’ı beta glukandır. Triterpenoidlerden de oldukça zengindir.
Kırmızı Reishi Mantarı aşağıdaki özellikleri nedeni ile birçok hastalığın tedavisinde etkilidir.
- Histamin salgısını azaltmak
- Karaciğer koruyucusu
- Tansiyonu düşürmek (ACE inhibisyonu)
- Kolesterol sentezini azaltmak
- İltihabı azaltmak
- Apoptozu sağlamak
- Antioksidan etki
- Antimikrobik etki
- Immün modülasyon
- Sakinleştirici etki
- Anti-kanser etki
Bu hastalıkların başında alerji, karaciğer hastalıkları, hipertansiyon romatoid artit ve en önemlisi kanserler gelmektedir. Kırmızı Reishi Mantarı’na ‘Ölümsüzlük Mantarı’ diyenler de vardır. Kanserin yaygınlaşması ile birlikte insanlar doğal destek tedavilere ve de Kırmızı Reishi Mantarı’na yöneldi.
Neden?
Kanser tedavisinde en çok kullanılan mantar Kırmızı Reishi Mantarı’dır. Kırmızı Reishi Mantarı’nın kansere karşı etkisi kanser hücrelerine karşı toksik olmasına, iltihap azaltıcı etkisine ve immün modülatör etkisine bağlanmaktadır. En çok etkili olduğu kanserlerin başında meme, prostat ve akciğer kanserleri gelmektedir.Kemoterapi ve radyoterapi süresinde Kırmızı Reishi Mantarı kullanılabilir mi?
Kırmızı Reishi Mantarı’nın kanser tedavisine destekleyici olduğu, kemoterapinin yan etkilerini azalttığı yönünde bilimsel araştırma sonuçları var. Ben de bu görüşü paylaşıyorum ve hastalarıma öneriyorum.
Kanser neden en çok şekeri sever?
Son yıllarda beslenme düzenimizdeki en olumsuz değişim rafine şeker ve unlu gıdaların aşırı bir şekilde tüketilmesidir. Örneğin İngiltere’de 1815’te 5 kg civarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970’te 50kg’ın üzerine çıkmış. Daha sonraki yıllarda un ve şeker tüketimi çılgınca artmaya devam etmiş. Örneğin 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşlar önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişler. Unlu, şekerli gıdaları aşırı tüketmek birçok hastalığın temel nedenidir. Kanser de bunların başında geliyor! Aşırı şeker tüketimi ile kanser arasındaki ilişki iki kez Nobel Tıp Ödülü alan (1931 ve 1944) Alman Otto Warburg tarafından ortaya koyuldu. Warburg kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizması olduğunu göstermiştir. Vücudun normal hücreleri, enerjileri için hem oksijenli (aerobik), hem de oksijensiz (anaerobik) metabolizma yollarını kullanırlarken kanser hücreleri sadece oksijensiz (anaerobik) metabolizma yolunu kullanabilir.
Vücut, kanseri beslemeye çalışırken sürekli kapasitesinin üstünde çalışır. Eğer sevdiği besini (yani şekeri) vermezseniz kanser açlıktan ölmeye başlar. Bu nedenle kanser hücreleri şekeri kuru bir süngerin suyu emmesi gibi emer. Kanser hücreleri sağlıklı hücrelere göre 3-5 kat daha fazla şeker kullanır. Bildiğimiz gibi onkologlar bazı kanser metastazlarını (sıçrama) saptamak için PET taramaları yapar. Bunun için hastaya damardan radyoaktif bir madde ile işaretlenmiş glükoz verilir! Çünkü işaretlenmiş glükoz molekülünün öncelikle gideceği yer kanser dokusudur. Fakat onkologların çoğu nedense bu bilgiyi hastalarından gizler! Şeker kanser yapar’ diyen hekimlere de şarlatan gözü ile bakılır.
Şekerin tek zararı kanser dokusunu beslemesi değil. Aşırı un ve şeker tüketimi insülin direncine (metabolik sendrom) yani hiperinsülinizme yol açar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü (IGF-1) düzeyini artırır. Serbest IGF-1 hemen hemen bütün dokularda hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olur. Normal tartılılarla kıyaslandığında vücut kitle endeksi 40’ın üzerinde olanlarda, yüzde 50-60 oranında daha fazla kanser görülmektedir. Sadece son 10 yılda Türkiye’deki şişmanlık iki kat arttı. Kanserdeki artıştan sorumlu olan faktörlerin başında da şişmanlık gelir.Kanserdeki hızlı artışın sebebi kalıtsal mı, çevresel faktörler mi?
Kanser tüm dünyada en çok ölüme neden olan ikinci hastalık grubu (ilki kalp-damar hastalıkları). ABD’de 1900 yılında yüzde 3 olan kanserden ölüm oranı, 2000’de yüzde 24’e çıkmış. Yani ABD’de yüzyılda kanserden ölüm oranı 8 kat artmış. Bazı uzmanlar kanserdeki artışı yaşamsüresinin uzamasına bağlasa da bu yanlış bir inanıştır. Çünkü aynı zaman içinde 65 yaşın üzerindekilerin total nüfusa oranı yüzde 4’ten yüzde 12’ye çıkmış. Yani üç kat artmış; sekize karşı üç kat. Demek ki kanserin artmasının temel nedeni yaşlı nüfusun artışı değil. Kanserin gelişimdeki hızlı artışta kalıtsal faktörlerin rolü de fazla değil.
Kanser coğrafyaya göre de değişiyor. Tıbbi imkânların son derece az olduğu gelişmekte olan ülkelerde çok az kanser var. Fakat burada yaşayan insanların gelişmiş ülkelere göç ettikten bir iki yıl sonra kanser sıklığı artıyor. Bu durum kanserin, genetik nedenlerden çok çevresel nedenlere bağlı olduğunu ve bunun önlenebileceğini düşündürüyor. Çünkü akraba evliliklerinde aşırı bir artış olmadıkça genetik hastalıkların artması da mümkün değil.
Kanser neden öldürücü?
Kanserlerin yaklaşık yüzde 80’inde neden bellidir. Vakaların yarısından fazlasını akciğer, kalın bağırsak, meme ve prostat kanserleri oluşturuyor. Akciğer kanseri beslenmeyle de ilgisi olmasına rağmen daha çok sigara tüketimi ile ilişkilidir. Kalın bağırsak, meme ve prostat kanserleri ise daha çok beslenmeye bağlıdır. AIDS, Ebstein-Barr virüsü (öpücük hastalığı) ve B hepatiti virüsü gibi enfeksiyonlar da başlıca kanser nedenleri arasında yer alır. Bu hastalıklar da sağlıklı beslenen insanlarda nadiren görülür. Bu arada önemli nedenler arasında radyasyon, elektromanyetik dalgalar, tarım ilaçları, gıda katkı maddeleri, GDO’lu yiyecekler, ağır metaller ve diğer kimyasal toksinler fiziksel ve kimyasal zararlılar başı çekmektedir.
Kemoterapi ve radyoterapi tümörün büyümesini engelleyebilir mi?
Kemoterapi ve radyoterapi tümörün büyümesini azaltabilir ama her zaman tümörü yok edemez. Yok etse bile tümörün tekrarlama olasılığı vardır. Kemoterapi, radyoterapi ve cerrahiden oluşan klasik kanser tedavisinin etkinliği birçok organ tümöründe artık plato çizmeye başladı. Artık tedavi başarısında hissedilir bir artış olmuyor. Ayrıca standart tedavi sırasında akut bir toksisite oluşması da önemli bir risktir. Bu nedenle klasik tedavinin toksisitesini azaltacak ve tümör eritici etkisini artıracak araçlar kanser tedavisinin başarısını artırabilecektir. İşte makro besinler, vitaminler, mineraller ve flavonoidler bu araçların başında gelmektedir.
Kanserde erken teşhis tedbirleri (mamografi, tümör belirteçleri vb) hakkında bilgi verir misiniz?
Her kanser için söz konusu olmasa da bazı kanserlerde erken teşhis için bazı tedbirlere başvuruluyor. 40 yaşına gelmiş bir kadının her yıl mamografi yaptırması önerilir. Ama bu kadar sık alınan radyasyonun da kansere davetiye çıkarttığını unutmamak lazım. En iyisi kadınların ayda en az bir kere kendi memelerini elle yoklamalarıdır. Tabii ki bir kitle ele geliyorsa o zaman mamografi mutlaka yapılmalıdır. Kalın bağırsak kanserleri için dışkılamadaki değişiklikler önemli. İshal, kabızlık, dışkıda kan görülürse kolonoskopi yapmak şarttır. Kolonoskopinin bir zararı da yoktur.Kanser oranları sizce neden artıyor?
Bence iki temel neden var; 1. Beslenmede yapılan hatalar, 2. Toksinler. Son yarım yüzyılda piyasaya 80.000 kimyasal maddenin girdiğini düşünürseniz sorunun büyüklüğünü anlayabilirsiniz.
Kanser neden en çok şekeri sever?
Son yıllarda beslenme düzenimizdeki en olumsuz değişim rafine şeker ve unlu gıdaların aşırı bir şekilde tüketilmesidir. Örneğin İngiltere’de 1815’te 5 kg civarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970’te 50kg’ın üzerine çıkmış. Daha sonraki yıllarda un ve şeker tüketimi çılgınca artmaya devam etmiş. Örneğin 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşlar önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişler. Unlu, şekerli gıdaları aşırı tüketmek birçok hastalığın temel nedenidir. Kanser de bunların başında geliyor!
Aşırı şeker tüketimi ile kanser arasındaki ilişki iki kez Nobel Tıp Ödülü alan (1931 ve 1944) Alman Otto Warburg tarafından ortaya koyuldu. Warburg kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizması olduğunu göstermiştir. Vücudun normal hücreleri, enerjileri için hem oksijenli (aerobik), hem de oksijensiz (anaerobik) metabolizma yollarını kullanırlarken kanser hücreleri sadece oksijensiz (anaerobik) metabolizma yolunu kullanabilir. Vücut, kanseri beslemeye çalışırken sürekli kapasitesinin üstünde çalışır. Eğer sevdiği besini (yani şekeri) vermezseniz kanser açlıktan ölmeye başlar. Bu nedenle kanser hücreleri şekeri kuru bir süngerin suyu emmesi gibi emer. Kanser hücreleri sağlıklı hücrelere göre 3-5 kat daha fazla şeker kullanır.
Bildiğimiz gibi onkologlar bazı kanser metastazlarını (sıçrama) saptamak için PET taramaları yapar. Bunun için hastaya damardan radyoaktif bir madde ile işaretlenmiş glükoz verilir! Çünkü işaretlenmiş glükoz molekülünün öncelikle gideceği yer kanser dokusudur. Fakat onkologların çoğu nedense bu bilgiyi hastalarından gizler! Şeker kanser yapar’ diyen hekimlere de şarlatan gözü ile bakılır. Şekerin tek zararı kanser dokusunu beslemesi değil. Aşırı un ve şeker tüketimi insülin direncine (metabolik sendrom) yani hiperinsülinizme yol açar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü (IGF-1) düzeyini artırır. Serbest IGF-1 hemen hemen bütün dokularda hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olur. Normal tartılılarla kıyaslandığında vücut kitle endeksi 40’ın üzerinde olanlarda, yüzde 50-60 oranında daha fazla kanser görülmektedir. Sadece son 10 yılda Türkiye’deki şişmanlık iki kat arttı. Kanserdeki artıştan sorumlu olan faktörlerin başında da şişmanlık gelir.


Farklı ürün kategorilerinden birçok seçenekle Swarovski, her zevk ve tarza hitap eden, ışıltısı ve parlaklığı ile göz dolduran harika bir Sevgililer Günü koleksiyonu sunuyor. Koleksiyonu keşfetmek ve Sevgililer Günü için mükemmel hediyeyi bulmak için en yakın Swarovski mağazasına uğrayabilirsiniz.

Meme kanseri teşhisi için devrim yaratacak eldiven!

Meme kanseri teşhisi için devrim yaratacak eldiven!
Meme kanserinde erken tanı ve teşhiste kendi kendine muayene bulguları, erken teşhisin önünü açıyor. Kendi kendine muayenede devrim niteliği taşıyan “Muayene Eldiveni – Donna Glove” son derece pratik uygulamasıyla dikkat çekiyor.
Diğer kanser türlerine göre hastalar tarafından kendi kendine muayene testi uygulayarak tespit edilebilen tek kanser türü olan Meme kanserinde erken tespit ve teşhis, bu kanseri tedavi edilebilir kılıyor.

Armoni Medikal Ürünler tarafından ithal edilen meme kanserinde kitle tespit eldiveni, dünya çapında patentli Donna Glove, İtalya'nın ünü tüm dünyaya yayılmış markalarından biri olarak tanınıyor. Son yıllarda genel sağlık ürünleri kategorisinde birbirinden farklı özel ürünleri eczane raflarına taşıyan Armoni Medikal bu yeni ürünle bu kez İtalyan Poggio Fiorito tarafından üretilen Avrupa Standartları ve FDA onaylı muayene eldivenini Türkiye'deki son kullanıcılar ile buluşturuyor. 

Hafif bir mineral yağ olan NF 18 içeren, poliüretandan imal edilmiş eldiven şeklindeki ürün, yirmili yaşlardan itibaren her kadın tarafından yapılması tavsiye edilen kendi kendine muayenede uygulama kolaylığı ile pratiklik sağlıyor. Memede kitle/topak tespitinde kullanılan yeni bir araç olan Donna Glove® eldiven şeklindeki özel tasarımı sayesinde tek elle yapılan muayenede kolaylık sunuyor.

Meme kanserinde erken tanı ve tedavi sürecinin yaşamsal öneme sahip olduğu bilincinin yaygınlaştırılması amacıyla geliştirilen ürün ile pek çok kadına evde yapabilecekleri muayeneler konusunda farkındalık kazandırmayı hedefliyor. 

Çıplak elle yapılan muayeneye oranla, hissi hassasiyeti 3 ila 5 kata kadar arttırabilen eldiven küçük topak ve kitlelerin tespit edilebilmesine imkân sağlıyor ve bir toz şeker tanesi küçüklüğündeki fizyolojik oluşumların dahi izlenmesine olanak sağlayacak kadar hassas bir yapıya sahip olan eldivenlerin her biri 24 ay boyunca kullanılabiliyor.